<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557</id><updated>2012-02-16T15:59:35.057+02:00</updated><title type='text'>Nilay Hoca</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://nicelika.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-4252155090705210008</id><published>2008-11-12T13:39:00.000+02:00</published><updated>2008-11-12T13:45:26.919+02:00</updated><title type='text'>Müzik Eğitimi Bölümü Sınavları</title><content type='html'>Bana ulaşan bir not önemli bir konuyu atlamış olduğumu fark ettirdi.&lt;br /&gt;Konu şu: Müzik bölümü veya konservatuvar sınavları. Nasıl hazırlanmalı?&lt;br /&gt;Öncelikle amaç eğitim fakültelerine hazırlanmaksa en önemli rakipleriniz Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri. Sınavlar onların düzeyine göre hazırlanıyor.&lt;br /&gt;Eğer üniversite düzeyinde bir bölüme gidecekseniz de ÖSS barajını aşmak zorundasınız.&lt;br /&gt;Sınavda: &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Tek ses&lt;/span&gt;: bir kısmı rahatlıkla çıkarabileceğiniz aralıklarda, bir kısmı da insan sesinin de çok dışında aralıklarda, ki normal bölgeden vererek bu sesleri de algılayabildiğinizi gösteriyorsunuz. Piyanoda tek tek seslere basıyorlar ve seslendirmenizi istiyorlar. Aynı anda basılan &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;iki&lt;/span&gt; farklı &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;ses&lt;/span&gt;. Bunları tek tek seslendirerek ayırabildiğinizi gösteriyorsunuz. Basit görünür, ama nedense &lt;span style="color:#000000;"&gt;üç ses&lt;/span&gt;i vermekten daha zor gelmiştir öğrencilerime. Akor adıyla ifade edebileceğimiz, aynı anda &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;üç ses&lt;/span&gt;in basılması ve öğrencinin bu sesleri algılayarak tek tek vermesi. Bazan işi zorlaştırmak için 4 sese de çıkıldığı olur. Bu arada ek not: Mozart aynı anda 16 farklı sesi birbirinden ayırarak duyarmış. Siz üç ses duysanız yeter. &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Melodi tekrarı&lt;/span&gt;: Bir melodi verirler ve bunu bir heceyle, mesela a, na gibi, tekrarlamanızı isterler. &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ritim tekrarı&lt;/span&gt;: Sözgelimi elleriyle çırparak bir ritim vururlar, bunu aynı şekilde vurmanızı isterler. Bölüme göre bir &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;enstrüman (çalma)&lt;/span&gt; çalıyorsanız hazırladığınız eseri seslendirmenizi isterler. Yine ilgili bir bölümde hazırladığınız &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;şarkı&lt;/span&gt;yı &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;söyleme&lt;/span&gt;niz gerekmektedir. Bunlar istisnasız tüm sanat bölümlerinde sınav standardıdır. Hatta enstrüman faslı hariç, tümü tiyatro bölümü sınavlarında da yapılıyor bildiğim kadarıyla.&lt;br /&gt;Şimdi yavaş yavaş farklılaşmalara gideyim. Mesela konservatuvarın müzikal bölümüne gitmek isterseniz bunlara ek bir de dans sınavı sizi bekliyor, hazırladığınız bir yorumu sunacaksınız. Hatta opera bölümünü seçmiş olsanız da herhangi bir müzikle dans etmeniz gerekecektir, sahnede nasıl durduğunuzla, bedeninizi nasıl kullandığınızla, sahneyi nasıl kullandığınızla vs. alakalı. Hatta kişilik özelliklerinizin ölçülerek bir sanatçı olup olamayacağınıza karar verdikleri testler yapan üniversiteler var. Tabii ki yazılı sınav; genel kültür, zeka, şekil testleri.&lt;br /&gt;Şimdi gelelim rakipleriniz Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri lafına. Eğer bir bölüme başvuru haddinden fazlaysa, eleme yapmak için işleri daha da zorlaştırmaya başlarlar. Kelimeler şunlar: &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dikte, deşifre.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dikte; duyduğunuz notayı yazmak anlamına geliyor. Oturup portenin başına, anahtarıymış susuymuş, notasıymış yazacaksınız demek oluyor.&lt;br /&gt;Deşifre: Bilmediğiniz bir şey sizin için şifredir, çözdüğünüz zaman deşifre etmiş olursunuz. Önünüze notayı koyarlar ve solfejini yapmanızı isterler.&lt;br /&gt;Bunları daha da zorlayan sınavlar var maalesef. İnsan kulağının duyabileceği en küçük farklarla ayrılan sesleri, aralık farkı, incelik-kalınlık, uzunluk-kısalık gibi ayrımlarla bilmenizi beklerler. Amaç daha da iyiyi bulmak.&lt;br /&gt;Bir öğrenci torpil oluyormuş falan diye sormuş, sanat bölümlerinde torpil pek sökmez. Sınavı aldı diyelim, mümkün değil okulu yürütemez, yıllarına yazık olur. Bunca sınavı aşıp da gelen, yine de okulu bitiremeyen o kadar çok kişi var ki... Gözünüzü korkutmayayım ama...&lt;br /&gt;-----------------------------------&lt;br /&gt;Bir de... Konservatuvarların yarı zamanlı olarak tabir edilen sertifikalı programları mevcut. Müziğe ilginizden emin değilseniz tercihan bu eğitim şekline yönelin.&lt;br /&gt;Bir fikir edinmeniz açısından aşağıdaki adrese bir göz atabilirsiniz. &lt;a href="http://www.istanbul.edu.tr/yuksekokullar/konservatuar/turk/egitim/yarizamanli/yarizamanli.htm"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;http://www.istanbul.edu.tr/yuksekokullar/konservatuar/turk/egitim/yarizamanli/yarizamanli.htm&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-----------------------------------&lt;br /&gt;Bilgi ve fikir veren üç adres daha:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.muzikportali.com/okullar/index.asp"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;http://www.muzikportali.com/okullar/index.asp&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.deu.edu.tr/DEUWeb/Icerik/Icerik.php?KOD=14454"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;http://www.deu.edu.tr/DEUWeb/Icerik/Icerik.php?KOD=14454&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;ht&lt;/span&gt;&lt;a href="http://gsf.inonu.edu.tr/duyurular/2007-GSF-MUZIK-SinavKilavuzu.pdf"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;tp://gsf.inonu.edu.tr/duyurular/2007-GSF-MUZIK-SinavKilavuzu.pdf&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#00cccc;"&gt;KOLAY GELSİN!&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-4252155090705210008?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/4252155090705210008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/4252155090705210008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/11/mzik-eitimi-blm-snavlar.html' title='Müzik Eğitimi Bölümü Sınavları'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-531347767908710484</id><published>2008-11-12T13:35:00.000+02:00</published><updated>2008-11-12T13:38:07.775+02:00</updated><title type='text'>Neden çok sesli müzik: 3</title><content type='html'>Anlaşılması gereken çok önemli bir şey var: Çok sesli müzik insanı değiştirir. Algılama farklılaşır. Aynı anda pek çok şey algılanmak zorundadır, bu, düşünceyi değiştirir. Aynı anda birden fazla şeyi düşünmeye başlar. Düşünür, sorgular.  Çok sesli müzik herkes tarafından algılanmaz, algılayabilenler için sosyal çevre değişir.            İyi bir dinleyici olmak gelişme sebebidir. İyi bir dinleyici olmaktan bir müzisyen olmaya doğru gelişme daha komplike düşünme, öğrenme yolunda ilerleme anlamına gelir. Düşünür, sorgular kişi...           Düşünen insan gelişir.            Düşünen insansa yönetilmek için hiç de makbul değildir. Görebiliyor musuz? İş ne noktaya gelebiliyor...           Bu dünyada da aynı, Türkiye'de de. Yani belli müzik türleri alıp başını giderken belli türler yok oluyor, ya da biçim değiştirmesi sağlanıyor.           Müzikte tek problemli tür klasik müzik-çok sesli müzik değil. Mesela rock... Mesela Reggae. Rock müzik gerçekte politika yapan bir müzikten uyuşturucu karşıtı zayıf bir müziğe durduk yere dönüşmedi. Reggae Bob Marley'in reggaesi olarak kalabildi mi?            Şöyle düşünün, insanları yönetmek istiyorsunuz. Eğer içlerini boşaltır, algılamalarını,  sorgulamalarını  zayıflatırsanız  daha  kolay yönetirsiniz.             Elinizdeyse keyfinizi kaçıran, düşünüp sorgulayan bir takım insanlar var. Diğer insanları onlardan uzaklaştırmalısınız. Opera "bağıran kadın"dan ibaretmiş gibi gösterilir, senfoni cızırdayan, uğuldayan aletlerdir, hatta bunun şarkısı ne zaman başlayacak denir enstrümantal eserler için... Eh o arada müsaade edin politika yapan rock ve reggaenin de içi boşaltılıversin. Hatta Türkiye'ye dönerek... Milleti söğüşlemek isterseniz iyice salaklaşsınlar diye arabesk konserlere gidin, en başta alkışlayın, halkı teşvik edin. Bu arada aileniz memleketi mi söğüşlemiş... Amaaan olur mu hiç öyle şey (?)...             Müzikle kurduğum bağıntılar garip mi geliyor? O zaman kitap listemdeki ilgili kitaplara bir göz atın( &lt;a href="http://nicelika.spaces.live.com/lists/cns!B7F20B11B02C53DD!112/"&gt;http://nicelika.spaces.live.com/lists/cns!B7F20B11B02C53DD!112/&lt;/a&gt;)Ben dünyanın nasıl döndürüldüğünü, ya da nasıl döndürülmek istendiğini biliyorum. Bunu küçük yaşlardan itibaren geliştirdiğim algılama biçimine borçluyum. En önemlisi deli gibi okumama borçluyum. Ne okuduğunuz çok önemli. Gerçekten çok doğru kitaplar var. Ne müzik dinlediğiniz de önemli ve bunun için doğru müzikler var. Beyni olan, düşünen müziği; çok sesli müziği dinleyin. Farkı fark edeceksiniz, benden söylemesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-531347767908710484?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/531347767908710484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/531347767908710484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/11/neden-ok-sesli-mzik-3.html' title='Neden çok sesli müzik: 3'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-1301991092767420790</id><published>2008-11-12T13:31:00.000+02:00</published><updated>2008-11-12T13:35:05.436+02:00</updated><title type='text'>Neden çok sesli müzik: 2</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;     Derslerim esnasında gördüm ki... İnsanlar cahil, ama aynı zamanda önyargılı, sabit fikirli. Sırf bunun için bile çok sesli müzik dinlemeliler, sabit fikirlerinden kurtulabilmek için.&lt;br /&gt;     Öğrencilerime “mehteri kim kaldırdı” derim. Yanıt hiç değişmez. "Atatürk".&lt;br /&gt;Bak kendini bilmez Ata'ya, sen tut garibim  müzisyenlerin  işine  son ver, kur yerine...  Yerine...? Yerine ne kurdu, yani tarih sıralamasına göre sırada, yani mehterden sonraki sırada ne var sahi? &lt;br /&gt;Tabii ki ben söyleyeceğim:  Muzıka-i Humayun. Padişah himayesindeki bando. Padişah bağlantılı bir orkestrayı Atatürk mü kurdu yani?&lt;br /&gt;      Benim insanım cahildir ve bu cehaletten kurtulmak yerine onunla övünür, sımsıkı sarılır hatta. Her neyse, dönelim konumuza. Bugün sadece bu tür müzik yayını yapan, yani mehter müziği yayınlayan radyoların varlığını bilmek enteresan. Bunu da “Osmanlılı” olabilmek adına yapıyorlar. Hala ümmetçi zihniyette, hala birilerinin himayesinde olabilmek arzusuyla. O zaman, alın size batılı anlamda müzik yapan, adı da Padişahın himayesinde bando grubu anlamına gelen Muzıka-i Humayun, yani “Saray Bandosu”.&lt;br /&gt;      Saray Bandosu hangi döneme ait?     Osmanlı!&lt;br /&gt;      Mehteri kaldıran kim?  Osmanlı!   (Vaka-i hayriye)&lt;br /&gt;      Yeni ordu kurup, mehterden "bu müzik bizi temsilden çok uzaktır, o yüzden batılı anlamda bir bando kurulmalıdır" diye bahseden II. Mahmut, Muzıka-i Humayun'u kurduruyor. Amacı kaba tabirle batı felsefesiyle, batıyla aşık atabilmek, Osmanlı'yı toparlayabilmek. Müziğin öncü gücünü algılayıp uygulamak isteyen bir padişah...   &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;       Konuyu açayım: Batı yaşam felsefesi yarattığı tanrılarla  yarışırken, doğu yaşam felsefesi tanrıyla bütünleşmeyi, tanrının bir parçası olmayı tercih eder.  Bu durumda;  ileri , fakat  kendisiyle problemli bir batılı,  kendiyle barışık,  ama geri  kalmış bir doğulu  ortaya çıkar.&lt;br /&gt;       Batının önde oluşunu algılayıp müzikle bağıntısını kuran  bu padişah hala durumu kavrayamayan günümüz doğu zihniyetlisine çarpar. Oysa doğunun bütünleşmeci tavrını batının ilerlemeci tavrıyla birleştirebilirsek hakikaten dünyanın zirvesine otururuz, ki bunu da iki zihniyeti sindirebilmiş bir ülke yapabilir.&lt;br /&gt;Kısa bir bilgi... Osmanlı'nın batı müziğiyle ilk teması tabii ki bu değil, 1826-Vaka-i Hayriye’ye gelene kadar pek çok gelişme var. Yine de batı sanatıyla ilk temas 1582 yılında, Padişah 3. Murat'a nasip oluyor. Bir bale-pandomim seyrediyor. Yani hiç bir gelişme öyle pat diye olmuyor; izleme ve birikimle oluyor her şey.&lt;br /&gt;        Atatürk’üme, o bahtsız adama gelirsek… Elindeki malzemeyi en iyi şekilde kullanmış. Bugünkü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası yumurtadan çıkmadı herhalde. Muzıka-i Hümayun’un bugüne mirası. O ilk opera “Özsoy”, gururlandırmış yeni Türkiye Cumhuriyeti’ni. Kim seslendirmiş sanıyorsunuz? Madem Osmanlı diye ayılıp bayılıyorsunuz, buyurun buna bayılın. Ve sahiplenin.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-1301991092767420790?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/1301991092767420790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/1301991092767420790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/11/neden-ok-sesli-mzik-2.html' title='Neden çok sesli müzik: 2'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-8620011082551098837</id><published>2008-02-08T21:20:00.002+02:00</published><updated>2008-02-08T21:30:40.037+02:00</updated><title type='text'>AŞK</title><content type='html'>Bu yazının aşkla hiç bir ilgisi yok, itiraf ediyorum, ama bu kelime insanlarda "ışığa koşan böcek" etkisi yaratıyor. Ne okutmak istiyorsanız başına aşk yazın ve bekleyin. Ne kötü bir zafiyet değil mi? Gelelim diyeceklerime, tabii hala açıklamaya bozulmayıp okuyorsanız...&lt;br /&gt;   Ben takıntıları olan bir insanım. Meselâ, Türkçe'nin kullanımı konusunda takıntılıyım. Sözgelimi biri beden eğitimi dersi yerine beden dersi demeye görsün... Ya da Bedenci, Dinci gibi kelimelerle öğretmenleri adlandırsın... Sana nee! Olmuyor işte. Müdahale ediveriyorum. Sana ne halbuki, biri beden satsın, öbürü dini... Ben müzik satarım, ama onlarınki ... Hele daha da beterleri; sizin beden eğitimi dersinize kim giriyor yerine soruyorlar, size kim giriyor; siz de cevaplıyorsunuz mesela: Filanca Hoca... Küfür gibi yaa...&lt;br /&gt;    Bizim insanımız cahildir, okumuşu da cahildir. Düşünmez, umursamaz, dilin önemini kavramaz. Bir milleti yok etmenin yolunun önce dilini-kimliğini yok etmekten geçtiğini kavrayamaz. Moda der, dilini katleder-deermişim...Yakıştı mı şimdi bu? Hepimizin diline medya kanalıyla sözcükler yerleştiriliyor, hatta izlenme oranlarını bozdukları dil ile tayin ediyorlar. Önce abuk bir kelime, ya da kelime öbeği oluşturuyor, sonra da milletin diline yapışma oranına bakarak filmin tutulma oranlarını tahmin ediyor, bölüm çekiyorlar. Onların derdi malını size satmak, tamam, ama yaptıkları affedilebilir mi? Zaten cahil-cühelâ (ikisi de aynı kelime aslında-cahil-cahil demiş oldum gerçekte-ama deyim böyle) milletimiz... Bazan sevmemenin mümkün olmadığı saflıklarıyla, bazan da kör cahilliği ile zarar veren, yok edici kimliğe bürünen, genelde de kullanılan, kendini akıllı, süper zekâ ilân eden... Aaah, acınası milletimiz! Bizim insanımız safçasına iyi niyetli, en safından temiz kalplidir.&lt;br /&gt;   Sadece dil takıntım da yok. Çöp takıntım var meselâ. Kâğıt çöplerimi biriktiririm, öylesine atamam. Bazan atmaya üşeniyorum, dağ gibi birikiyor tabii, sürüne sürüne indir 4 kat aşağıya. Suyu şakır şakır akıtan biri oldu mu huzursuzlanırım. Yere çöp attılar mı çıldırırım. Daha bir sürü takıntı işte. Bunlar insan olmanın gerekleri bana göre, ama insanlara göre ben neyim acaba? En hafifinden "rahatsız..." Evet ben rahatsızım; vurdum duymazlıktan, umursamazlıktan, özensizlikten, kendini bilmezlikten, haddini bilmezlikten yana rahatsızım. Dünyaya hak ettiğini vermek, onunla denge kurabilmek benim rahatsızlığım. Bir böceğin, sürüngenin ya da herhangi bir bitkinin ya da hayvanın uyumunu, oluşturduğu dengeyi var edebilse insanoğlu, bugün bu noktada olur muyduk acaba? Biz köklerimizden koptuk, aslımızdan ayrıldık. İnsan olarak üstünlük taslamak hoşumuza gitti. Oysa dünya sessizce hep en güçlü olduğunu bize duyurdu. Bizi alaşağı etmekte tereddüt etmedi, bizi umursamadı, çünkü insan onu umursamadı. Tanrıları insan yarattı ve yarattığı tanrıların kökenini unuttu. Tanrıları hangi korkuyla yarattığını unuttu, gerçek gücün kökenini unuttu. Belki de korkmayı unuttu. Aşkı da unuttu. Ben aşığım; aşkım yaşamak. Hakkını vererek bu dünyayı yaşamak benim aşkım. Aşk arıyorsanız, iyi bakın etrafınıza. Dünya kocaman bir dev ve küçücük bir kum tanesi ya da... Bizlerse hep küçücük. Birbirimize muhtaç, gücümüzden habersiz ve de güçsüzlüğümüzle çaresiz. Çelişkili laflar değil bunlar, bilerek edilmiş kelâmlar hepsi. Dediğim gibi, biraz geriden bakın, geriden... Kendinize, çevrenize ve gittikçe daha geriye açılarak dünyaya. Cevaplar apaçık önümüzde, ama biz görmek istemezsek, bilmek istemezsek... Şöyle düşünün; Greenpeace  üyeleri. Deli onlar değil mi? Bizler de akıllılar, hem de çook akıllılar. Akıllılar kıymetlidir, deliler değil. Onlar tüm dünyanın delileri... Dünyanın akıllıları, onlar da çoğunlukta olanlar. Çoğunluklar haklıdır. Onların her dediği doğrudur. Bir daha bakın herşeye ve herkese. Akıllılara ve delilere. Biri size deli diyorsa bir daha bakın kendinize. Çoğunluk olmaları onları haklı yapıyor mu? Akıllı yapıyor kuşkusuz, ama haklı?...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-8620011082551098837?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/8620011082551098837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/8620011082551098837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/02/ak.html' title='AŞK'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-8181048508117767790</id><published>2008-02-08T21:20:00.001+02:00</published><updated>2008-02-08T21:20:41.740+02:00</updated><title type='text'>Televizyon izleyicisi olmak...</title><content type='html'>Öyle ya da böyle televizyon hepimizin hayatında muhakkak var. Kimi düzenli izleyici, kimi ara sıra da olsa baksa, muhakkak herkesin tv. karşısına oturma alışkanlığı var.&lt;br /&gt;   Ben bu sıralar iyi bir izleyici değilim, gerek bilgisayar, gerekse DVD Player'da izlemeyi tercih ettiğim filmler beni bundan alıkoyuyor. Tabii filmleri de tv.ye bakmak suretiyle izlememi saymazsak... Her neyse, sonuç olarak televizyon kanallarını takip ettiğim süreçleri ele alarak konuşursak, dikkatimi çeken ciddi bir patlama var. Yoo, yanlış anlaşılmasın, yarışma furyasını falan kastetmiyorum. Kusura bakmasınlar, umrumda bile değil, oraya gidenler kendi enayiliklerinin kurbanı, aldatılan insanlar. Benim dikkatimi çeken konu çocuklar ve belli yaştaki genç kesimle ilgili. Bir kısmı büyükleri de dahil etmeyi gerektiriyor.  Televizyonu ne kadara kadar izliyorsunuz bilemiyorum, ama dediğim gibi ben pek iyi bir izleyici değilim, hele bu sıralar, ancak eminim şimdi söyleyince siz de akıldan geçireceksiniz, ya da ben öyle olacağını umuyorum; gerek çizgi film, gerek animasyon film, gerekse de tüm programlardaki filmlerdeki kahramanlar üstün güçlere sahip. Ya kendi böyle, ya da sihirli değneği var, ya da bu güçler kendisine bir şekilde bahşedilmiş. Dikkat edin, her kanalda çocuklar bu filmlerle saldırı altında.&lt;br /&gt;   Çeşitli gazetelere göz atıyorum, ilgili kişiler uyarıda bulunuyor, çocukların şiddet filmlerinden etkilenme oranından bahsediliyor, ama daha hiç kimse bu tip "özel güçlerden" bahseden filmlerin zararından, yanlışlığından söz etmiyor. Evet, şiddet filmde de olsa belli yaşlarda çocukları olumsuz etkiler. Bu tip özel güçlerin arzusu ise her yaştaki insanı olumsuz etkileyebiliyor. Bir takım güçlerin beklentisine girme, yardım bekleme ve zavallılaşma süreci... Hep elinde olmayan güçlerden medet umma ve tabii ki asla bu güçleri elde edememe... Güvenecek birilerini arama, ama asla kendi ayakları üstünde duramama.&lt;br /&gt;   Ey genç, aldatılıyorsun, çocukluğundan bu yana rüyalarla aldatılıyorsun. Hiç bir yerden yardım gelmeyecek. İçinde hissetmen gerekenden başka bir güç yok, yapman gereken donanımlı biri olarak kendini yetiştirmek ve kendin için çabalamak.&lt;br /&gt;   Donanımlı,kendine yeterli bireyler olmak zorundayız. Kendimizi her bakımdan dört dörtlük yetiştirmek zorundayız. Başkasından medet umarak hiç bir yere varmak mümkün değil. Beklenmedik bir mucize asla gerçekleşmeyecek, keşke diyerek bir yere asla varılamaz. Ümitli biri olmak, hayata olumlu bakmak ne güzel, ama hayatınızı belirleyecek olan şartlar var, onlarda mucizeye yer yok. Günlük hayat sizden emek ve çaba bekliyor, başka bir şey değil. Hayata ümit dolu gözlerle bakın ve ümitsizcesine çalışın. Üzgünüm size moral verecek toz pembe hayallerim yok. Hayatın pek çok rengi var ve o renklerle en mükemmel resmi yapmak sizin göreviniz. Resminiz çabanız oranında güzelleşir. Ki o resim yetenekle değil, emekle şekilleniyor. Hayatınız sizin sanat eseriniz. Onu iyi şekillendirin. Sevgiyle, sanatla kalın...Hoşçakalın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-8181048508117767790?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/8181048508117767790'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/8181048508117767790'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/02/televizyon-izleyicisi-olmak.html' title='Televizyon izleyicisi olmak...'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-859977284564654856</id><published>2008-02-08T21:18:00.000+02:00</published><updated>2008-02-08T21:19:15.107+02:00</updated><title type='text'>Borç</title><content type='html'>İnsan olmaya adım atmak ne zordur. Önce 9 aylık zorlu bir yoldan geçilir. O yola gidilmesinin zorluklarından bahsetmiyorum bile. Sonra doğulur, ağzınıza memeyi zorla sokar ve emmenizi beklerler. Zaman geçer aradan emekleme sınavı çıkar önünüze. Emeklemek de pek zorlu bir yoldur. Siz daha emeklediğinize sevinemeden sizi yukarıya doğru çekelerler, şimdi de ne? Yürümek mi? Bu daha da zorlar sizi, ama eğlenceli olmaya başlayınca unutulur zorluk falan ve uzanılabilen herşey çekelenir, devrilir, karıştırılır. Yürümek, o güzel işte. Yürüyün bakalım, aşındırmaktan çekinmeyin ayakkabılarınızı, yollarınsa aşınası yok, yürüyün gidin. Bir süre yürüyor olmak, sonra koşabiliyor olmak yetecektir size. Her bir adım atıldığında insanlar size gülümseyecek, hatta kahkahalarla karşılayacak, ama adımlarınız onlara asla yetmeyecek. İlk karne... İyi mi bakalım? Ortalama olmak yetmeyecektir asla. Siz anne-babanızın bir tanesi; geleceğin başbakanı, bakanı, doktoru, mühendisi olmalısınızdır. Benim çocuğum isterse çöpçü olsun, yeterki hep mutlu olsun diyen çıkmaz. Hep mutlu olsun...&lt;br /&gt;     Sahi bir insanı ne mutlu eder? Mutlu olmak hep şartlara mı bağlı? Anne-babanın mutluluğu çocuk için çok önemlidir şüphesiz. Öyle ya, onlar için yaşar,ana-babasını mutlu etmek zorundadır.... Öyle midir sahiden?&lt;br /&gt;Anne-babanın dediği de şudur: Biz senin için yaşıyoruz, varımız yoğumuz sensin. Herşeyimiz sen... Bu durumda kim kime daha borçlu? Çocuk borcunu kime ödesin? Çocuğun borcu ana-babasına olmamalı...Nasılsa ödenemez, genel kaide budur: Ana-baba borcu ödenmez... Ödenir, niye borç ana-babaya olsun ki; borç en iyi evlâda ödenir. Sonuçta herkes evlâdı için yaşadığını söylemiyor mu? O zaman bırakın çocuklarınızı kendilerine bir hayat kursunlar, günü geldiğinde evlâtları için en iyisini istemeyecekler mi, onlar için çalışmayacaklar mı? Evlatlarına en iyi hayatı sağlamak için çalışmayacaklar mı?...&lt;br /&gt;    Çocuk... Büyüyecek... "adam" olacak... Sizin için o "adam"ın ne yapmasını istiyorsunuz? Aslında onun iyiliği istediğiniz. Onu neyin mutlu ettiğini biliyor musunuz? Size göre onu mutlu eden ne peki? Onu mutlu edeceğini düşündüğünüz şey gerçekten onun da istediği şey mi? Psikolojik danışman-rehber öğretmenle kaç kez bir araya geldiniz? Çocuğunuzu ne kadar tanıyorsunuz? Çocuğunuz için okuluna gittiniz mi? Yeteneklerini sonuna kadar kullanabileceği imkânlar tanıyabiliyor musunuz? Sanat ortamlarına girmesini, insanlık mirasından pay almasını sağlayabiliyor musunuz? Çocuğunuz deliler gibi sınava hazırlanıyor, dershaneye gidiyor, sizin için kendini paralıyor. Siz de onun için deliler gibi çalışıyor, koşturuyor, uğraşıyorsunuz. Amaç ya ortak, beraber alınmış bir karar ya da genelde ebeveyn kararı. Kararınız hangisi? Hiç biri: O kendi kararını kendi verdi, biz de araştırdık, destek aldık, danıştık onun için en doğru meslek olduğunu gördük ve destekliyoruz mu?&lt;br /&gt;Biricik yavrum, sen mutluysan biz de mutluyuz. Ne mutlu sana ki etrafında seninle ilgilenenler var. Biz şanslıyız, sınıf öğretmenlerin, rehber öğretmenin-öğretmenlerin yardımcı oldular. Tabii ki bu mesleği yapmanı destekliyoruz, istediğin tercihi yapabilirsin. Ne mutlu bize ki; senin gibi bilinçli bir evladımız var. (Türk filmi olsa çoktaan salya sümük ağlamıştık. Böyle senaryo... Yok tutmaz bu film...Kesmez bizi yani.)&lt;br /&gt;....Devamı var elbette- olmaz mı?....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-859977284564654856?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/859977284564654856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/859977284564654856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/02/bor.html' title='Borç'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-5346098374819875831</id><published>2008-02-08T21:15:00.000+02:00</published><updated>2008-02-08T21:16:38.909+02:00</updated><title type='text'>Memleketim</title><content type='html'>Kararttınız aydınlık ülkemin güzel yüzlü insanlarının yüzlerini&lt;br /&gt;Çekin karanlık ellerinizi üzerimizden&lt;br /&gt;Bırakın artık bir yürekmişçesine atmayı o ellerle kalleşler ordusu&lt;br /&gt;Bu memleket hepimizin.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Satıp da ne geçecek elinize?&lt;br /&gt;Kopartacağınız birkaç dilim belki&lt;br /&gt;Oysa bu memleket hepimizin&lt;br /&gt;Pay pay edin de hep beraber kalkındıralım&lt;br /&gt;Pay pay edip peşkeş çekmek niye?&lt;br /&gt;Yedirdikleriniz, içirdikleriniz tüketemedi memleketi&lt;br /&gt;Bir de satmak niye?&lt;br /&gt;Sat da…&lt;br /&gt;Kime?&lt;br /&gt;Hangi ağzı suyu akan memlekete?&lt;br /&gt;Dilim dilim satıyorsunuz, değişiyor coğrafyalar&lt;br /&gt;Satın, sömürün, yağmalayın&lt;br /&gt;Doymaz insanoğlunun o aç gözü&lt;br /&gt;Küçük hesaplar uğruna görmez olur önündeki koca izi&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;O izi Ata’m bıraktı&lt;br /&gt;Yorumlaya yorumlaya anladığın bu kadar mı?&lt;br /&gt;“İzindeyiz”i tatil diye anladın sen&lt;br /&gt;Peşinden akıp gitmek değil yani&lt;br /&gt;Koca bir hamle yapılacaktı, dar aklın almadı gitti&lt;br /&gt; ---------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;Ata’m biliyorum çok yalnız öldün&lt;br /&gt;Kalkamadı altından bu memleket verdiğin ödevlerin&lt;br /&gt;Çünkü tüm öğrencilerin ezberci&lt;br /&gt;Memleketin kuru bir bilgi bombardımanıyla yetindi&lt;br /&gt;Ne seni, ne memleketi dert edindi&lt;br /&gt;Boş ver Ata’m rahat uyu yerinde&lt;br /&gt;Seni anlamadık, anlayanları da kimse dinlemedi&lt;br /&gt;Bundan sonra anlamayanları da affet gitsin&lt;br /&gt;Hep beraber batıyoruz çünkü&lt;br /&gt;Bir ümit var; çökersek iyice dibe, çarpıp da ayaklarımızı kuvvetle&lt;br /&gt;Kim bilir çıkarız belki yüzeye&lt;br /&gt;Yoksa boğulup gidiyoruz işte&lt;br /&gt;Her şer iyice çöktü böğrümüze.&lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------- &lt;br /&gt;İsterdim elbet, ümitlice sözler etmeyi&lt;br /&gt;Görevi olmalı öğretmenin  sağlam öğrenciler yetiştirmek&lt;br /&gt;Ben öğrencilerime ulaşırım, ama ya ebeveyni&lt;br /&gt;Onları kim bilir hangi zihniyetler yetiştirdi?&lt;br /&gt;Aldatıla, kandırıla karıştırıyor savunduğu kimin ülküsü&lt;br /&gt;Bu memleket cahil-cühela döngüsü&lt;br /&gt;OKU diyen her emri unutur&lt;br /&gt;Gider yine ezbercilik peşine&lt;br /&gt;Kolaydır inanmak, zor olan düşünmek&lt;br /&gt;Her türlü pisliği atar zaten düşünenin üstüne&lt;br /&gt;İstemez, sevmez düşünen, söyleyen adamı&lt;br /&gt;Der “düşün düşün b.ktur işin”&lt;br /&gt;Bu memlekette düşünen adamın adresi ya akıl hastanesidir&lt;br /&gt;Daha iyisi hapishane, artık tercih meselesi…&lt;br /&gt;----------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Türk, Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi daha bilmem nesi&lt;br /&gt;Hep beraber kalkındırdık memleketi&lt;br /&gt;Unutur yurdum insanı&lt;br /&gt;Hapı var sanki elin zehrinin&lt;br /&gt;Unutturmayı biliyor&lt;br /&gt;Yazıyor yeniden tarihleri&lt;br /&gt;Ezber et yurdum insanı bakalım&lt;br /&gt;Dost kim, esas düşmanın kim senin?&lt;br /&gt;----------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Paramparça edecekler memleketini, demedi deme&lt;br /&gt;Merak etme ama suç senin…&lt;br /&gt;Burnunun ucu da bir sana, göremediğin senin geleceğin&lt;br /&gt;Başkası yazıyor senaryoları&lt;br /&gt;Nasıl bir azimdir ki, en iyi oyuncu sensin&lt;br /&gt;Sustalı köpek gibi&lt;br /&gt;Bir de dik kuyruğunu&lt;br /&gt;Ezber et her repliği&lt;br /&gt;Satır sütun bitir memleketi&lt;br /&gt;------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bir de derler bu memleket hepimizin&lt;br /&gt;Yanılma, memleket kimin eline teslim ediyorsan onların olacak&lt;br /&gt;Artık tercih "senin"&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Oysa bu memleket “emanetin”&lt;br /&gt;Aldın emaneti, yedin yuttun be birader&lt;br /&gt;Ne memleketmiş ki hala tüketemedin.&lt;br /&gt;Dağını sömürdün, taşını, toprağını, denizini&lt;br /&gt;Yetmedi&lt;br /&gt;Zavallı köylüsünü, işçisini, emekçisini&lt;br /&gt;Sömür de, bu ne iştahtır?&lt;br /&gt;Sömür de bir doymadı gözün&lt;br /&gt;Hep daha da gözü açlarla doluyor memleket&lt;br /&gt;Demiyor ben memlekete ne vereyim?&lt;br /&gt;Versin hep, tıka basa yiyeyim&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Yorulduk Ata’m aç gözleri beslemekten&lt;br /&gt;Sen nasıl ettiydin, diktatörlük etmeden&lt;br /&gt;Kimsenin ensesine binmeden…&lt;br /&gt;Zayıf kaldık tarih dersinden&lt;br /&gt;Coğrafyayı sorma hiç&lt;br /&gt;Sanat desen istemiyorlar, zorlaştırıyor uyutup gütmeyi&lt;br /&gt;Malum koyun gerek güdülecek&lt;br /&gt;Düşüneni kim ne etsin?&lt;br /&gt;Unutalım gitsin ama…&lt;br /&gt;En iyi ezberimiz sensin&lt;br /&gt;Şikayetsiz tek ezberimiz sensin.&lt;br /&gt;Birkaç cümle ezberledik&lt;br /&gt;Bildik odur anlattığın&lt;br /&gt;Senin anlattıklarını da masal ettiler&lt;br /&gt;Unutturmak dertleri&lt;br /&gt;Aklımızda ve gözümüzdeki birkaç damla yaştasın&lt;br /&gt;Akıp gidiyorsun&lt;br /&gt;Ama yüreğimizin derinliğine&lt;br /&gt;Kimileri unutsa da&lt;br /&gt;Ben unutmayacağım, unutturmayacağım seni&lt;br /&gt;Bu bir ümit değil&lt;br /&gt;Uçsuz bucaksızlıktaki o yıldız zerresi var ya&lt;br /&gt;Ufacık&lt;br /&gt;O kadarcık&lt;br /&gt;Süpürülüp gidiyoruz belki&lt;br /&gt;Bir yandan da ümitlenmek istiyor ya insan&lt;br /&gt;İşte o ümit içimizdeki&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Sen bizden gene de hayır bekleme Ata’m&lt;br /&gt;Ümitlendirmeyelim seni&lt;br /&gt;Hayal kırıklığı olmasın&lt;br /&gt;Dağlamayalım yüreğini&lt;br /&gt;Yine de unutma, gözlerini çekme üzerimizden&lt;br /&gt;Dolaşsın bulutlarla üzerimizde&lt;br /&gt;Malum bulutlarda arar herkes senin gözlerini&lt;br /&gt;Dağlarda da yüzünü sahi...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;-------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Biliyorum yurdum insanı okumayı sevmez, sabrı buraya kadar okumaya yetmez&lt;br /&gt;Atlaya atlaya sona gelir, kendince bir sürü yoruma döşenir&lt;br /&gt;Yazacaksan, git kendi sayfana&lt;br /&gt;Burası yoruma açık değil&lt;br /&gt;Biliyorum, tanrı olsam çıkacak şeytan denen muhalefet&lt;br /&gt;Taraftarı, karşı sahası&lt;br /&gt;Çekemem insan salatası&lt;br /&gt;Hakaret değil, şahsa alınmasın&lt;br /&gt;İçimden ne hakaretler geliyor da…&lt;br /&gt;Onu da anlayan anlasın…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-5346098374819875831?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/5346098374819875831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/5346098374819875831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/02/memleketim.html' title='Memleketim'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-6274043727497788746</id><published>2008-01-22T20:35:00.001+02:00</published><updated>2008-01-22T20:35:28.363+02:00</updated><title type='text'>Budur...</title><content type='html'>Ağzına bir yudum leziz, iştah kabartıcı görünen tattan al. Ağzında gezdir, damağınla hisset, çiğne, biraz daha çiğne ve... Tükür. Pop kültür böyle bir sey işte; çiğnenip yutulmayan, tadı olan, belli bir tat veren, ama bünyeye girmeyen, aksine yapısı itibariyle girmesi de mümkün olmayan, ki zaten içinde döndüğü sistemin de böyle olmasını istediği  "tadımlık" zevk. &lt;br /&gt;      Kapitalist sistemin amacı hızlı tüketim sağlamak olduğundan bünyesel  faydaları umursaması, tabii zararları umursaması da beklenemez. Tüketime katkınız olduğu müddetçe değerlisiniz. Nasıl ki seçimler sonrası  pek kıymetli seçmenin sonuçların belirlenmesiyle birlikte unutulup gitmesi gibi. Bu bile yetersiz bir benzetme, iş daha da vahim çünkü. Sistem çiğneyip tükürmekten oluşuyor, kişisel faydanızı umursamıyor, siz de bir süre sonra bu sisteme alışıyorsunuz; sorgusuz, sualsiz sistemi kabul ediyorsunuz ve artık ideal bir tüketici oluyor, düşünmeden tüketiyor, gösterilen her lezzete koşturuyor, hepsinden istiyor, adeta o lezzetlere bulanmak istiyorsunuz, bu biraz da hoş bir sarhoşluğa sebebiyet veriyor. Size sunulan her tat iştahınızı daha da açıyor, iştahınız açılıp isteğiniz arttığında sistem size yeni tatlar, ürünler sunuyor. Kurtulma şansınızın olmadığı, size yediğinizi düşündüren, gerçekte sizi çiğneyip tüküren bir sistem. Kendinizi ısırılmış koca bir yudum gibi düşünün... Ve hoop; tükürüldünüz gitti- ve tüketildiniz...  Tükürülmemenizin bir yolu var tabii; sürekli tüketici pozisyonunuzu korumak ya da tüketim kanallarının hizmetinde olmak; sisteme arzu ettiği malzemeyi sunmak: Kendinizi-tüketici kimliğinizi sunmak... Daha iyisi olamaz mı peki? Sisteme malzeme olmamak ve sistemden kurtulmak... Yolu yok, sarmaş dolaş olmuşuz bir kere, ama tamamen teslim olmayın bari... Gözünüze soktukları her şeye atlamayın "sazan olmayın" kaba tabirle. Vazgeçin şu tüketim çılgınlığından. Sistem böyle diye, kurban durumuna düşmeyin. Kayıp memleketin kaybı. Tüketilmeyin... Tüketilip sindirilmeyin&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-6274043727497788746?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/6274043727497788746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/6274043727497788746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/01/budur.html' title='Budur...'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-7980978923918549293</id><published>2008-01-22T20:32:00.000+02:00</published><updated>2008-01-22T20:34:02.860+02:00</updated><title type='text'>Sen Kişi! Ara kim?</title><content type='html'>Kim ki derdi var, söylemeli.&lt;br /&gt;Kim ki aşı var, paylaşmalı.&lt;br /&gt;Kim ki eşi var, kıymetini bilmeli.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ara ki bulasın derdin olunca paylaşanı, bulursan ayrılma peşinden.&lt;br /&gt;Kişi ki derdine ortak olur, saadetin ondadır.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Aradığın saadetse paylaşmayı öğrenmelisin.&lt;br /&gt;Saadet vermeden bulamazsın saadeti&lt;br /&gt;Sevilmek istiyorsan,  önce sevmeyi bilmelisin.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Ara, ama adını koymazsan eline geçse de ne olduğunu bilemezsin.&lt;br /&gt;Aradığın dostluk mu, aşk mı, sevgi mi, sevgili mi?&lt;br /&gt;Aradığın huzur mu, dirayet mi, salahiyet mi?&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Arasan da bulamazsın bazan içindekini&lt;br /&gt;İçin dışın birse, görürler içindekini&lt;br /&gt;Gördüklerini sevmezlerse saklanmak tek yol mudur?&lt;br /&gt;Yoksa en iyisi gerçekten değişmek mi?&lt;br /&gt;Değişirsen o artık sen misin?&lt;br /&gt;Yoksa değişmek tek çare değil mi?&lt;br /&gt;Seni olduğun gibi kabul edeni de bulabilirsin&lt;br /&gt;Ya da o bulmuştur bile seni&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Kişi ki ne aradığını bilirse&lt;br /&gt;Ve bulduğu sensen...&lt;br /&gt;Sen de sarıl ona, bırakma peşini.&lt;br /&gt;Ama unutma,&lt;br /&gt;Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bilmelisin.&lt;br /&gt;Saadet vermeden bulamazsın saadeti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-7980978923918549293?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/7980978923918549293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/7980978923918549293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/01/sen-kii-ara-kim.html' title='Sen Kişi! Ara kim?'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-3033048230166386629</id><published>2008-01-22T20:31:00.000+02:00</published><updated>2008-01-22T20:32:28.521+02:00</updated><title type='text'>İnsan Aklı</title><content type='html'>Eşimle bazen tartışırız, bana kızar, “dünyanın en akıllısı sen misin, milyonlarca insan yanlış mı düşünüyor?” der. Ben de “onların sayıca çok olması, doğru oldukları anlamını taşımaz” derim. Tarih bunu sürekli kanıtlayacak, ben sadece daha erken farkındayım.&lt;br /&gt;Üstelik bu şartlar altında ben bir de düşünce suçu işlemiş olabilirim, çünkü düşünüyorum ve legal anlamda değil, ama manevi anlamda düşündüklerim halkımızın onaylamadığı cinsten. Eee, ben düşünmeyecek miyim?&lt;br /&gt;Konu din… Din tarih boyunca insanı aldatma kaynağı olmamış mıdır? Bir kere başlangıcı bile bir aldatmacadır. İnsan korkularına karşı bir koruyucu arzulamış ve kendini tanrı ile avutmamış mıdır? Tanrının varlığı insanları rahatlatır. Günümüzden geçmişe bakın, ne diyoruz, meselâ Yunan tanrıları için: “Ne kadar renkli, ne kadar hoş hikâyeler, insanlar nasıl da yaratıcı olabiliyor.” Şimdi de Yunanlılar için gittiğiniz uzaklıkta geleceğe gidin ve oradan bir daha geçmişe bakın. Muhtemelen Yunan Tanrıları hâlâ aynı görünecektir. Peki, günümüz inançları oradan nasıl görünecek? Bir kere pek yaratıcı bir yanları yok, yani Yunan tanrılarının renkliliğine sahip değiller. Belki de o yüzden inanma ihtiyacını karşılamak üzere kullanılıyor, ama okunmaya değer bulunmuyorlar. Dini okumak yerine hacıdan, hocadan öğrenen insan tiplemeleri bundan olsa gerek.&lt;br /&gt;Günümüzde insanların en tepkili olduğu konu yine “din”. Dini duygularına sarılışları, tuttukları takıma yaklaşımlarından pek farklı olmasa da, bu böyle. Ne yani, bu yazıyı okuyup da bana kızıyor musunuz yoksa? Aman siz de… Dini inancınız o kadar güçlüyse beni niye umursayasınız ki? Bunu bir düşünün. Benim inançsızlığım sizin inancınızdan güçlü olmamalı. Daha kötüsü de şu, diyorlar ki: İnanmıyorsun, ama ya tanrı varsa? Ben de diyorum ki: Siz bunun için mi inanıyorsunuz, ya varsa diye mi? Benim inançsızlığım sizin inancınız gibi pazarlığa tabi değil. Sadece inanmıyorum, o kadar.&lt;br /&gt;Gelelim yine dine…Din çok ciddi anlamda bir kazanç kaynağı. Örnek: Vatikan. Sanki bilmiyorsunuz… İslami zenginlerin varlığını inkâr edebilir misiniz? Hatta bu kesimin sadece birbirinden alış-veriş edişi falan… Bu yüzden inançlı kimliğine bürünenleri de inkâr edecek değilsiniz herhalde. İnsanların inançlı olmaları ciddi bir piyasa yaratıyor, sistem böyle maalesef. Dünya kapitalizm denen bir illete yapışmış durumda, uzun bir süre de kurtulacağa benzemiyor. Herkesin aklı satmak ve para kazanmak üzerine işliyor. Malımı kime, nasıl satsam? En geniş kesim nedir dünya üzerinde? Bayrak satabilirim, bu sıralar herkes mitinglere akıp, bayrağa para yatırıyor. Şampiyon belli oldu, biraz da onun bayrağı gider. Daha çok kazanmam lazım, ne satsam? Sürekli kazanç sağlayacak bir şey, kısa vadeli olmasın. Dini satarım… Affedin, dini malzemeler satarım. Doğru mudur bilmem, Vatikan dini içerikli filmlere para yağdırıyormuş. Bence gayet mantıklı. Bu kadar küçük bir ülke ve dünyanın en zengini olmak…&lt;br /&gt;Ben insanlığın geçmişine bakmayı unuttuğunu düşünürüm hep, kaldı ki kısa bir süre sonra bakacak bir geçmiş de bulamayacak. Dünyayı elleriyle yok ediyor, malûm.  Bu lafı muhakkak bilirsiniz; tarih tekerrürden ibarettir. Ne gariptir ki herkes bilir, ama kim umursar derseniz? … Kim?&lt;br /&gt;Dünya bir kurulu düzen. Tekerrür etmeyecek tarihler önümüzde, çok yakın. Soyumuz yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak ve ortak bir bilinçle hareket etmezsek, bu son, tekerrürsüz son olacak.  İnsanlar birbirlerini yemekle meşgul, birileri tarafından işletilen çarkın içinde. Çarkın içindeyken kendinize, durduğunuz yere bakmak zor. Birileri de sizin bu durumunuzdan fayda sağlıyorsa gözlerinizi örtmek için çaba göstermesi çok doğal değil mi? Kapa gözlerini, döndür çarkı, ödülse o da olur, aferiiin… Cenneti ayaklarının altına sereceğim, aferiiin … Aferin! &lt;br /&gt;Bu konu inanın ki bitmez, din uğruna kullanılan onca insanı nasıl göz ardı edersiniz, hatta kimbilir hangi vaatlerle birer ölüm makinasına dönüşen insanları... Onlar değil mi ki dini safsatalarla inanılmaz işlere imza atan. Yazık. Ben zannederdim ki ben büyüdükçe, yaşlandıkça insanlar inanç safsatalarından kurtulacak ve daha güzel bir dünya oluşacak, daha güzel... Cümle yanlış, sadece güzel, elimizde olan bir şey yok ki dahası olsun... İnsanlar çok az düşünüyor, düşündüğünde de tepesine inmedik balyoz, gürz kalmıyor. Düşünce suçu diye bir kavram bile var "düşünsenize(!)" &lt;br /&gt;İnanç problemi gerçekte düşünme problemidir. Bu lafı ben uydurmadım: "İnanmak düşünmekten kolaydır"  Ne kadar kolaycıyız... Güdülmek kolaylığına evet diyoruz. Ben bir küçük kuzuyum, sen de benim çobanım. Tam olarak cümle bu değil, ama istenen durum bu. İster hıristiyan olun, ister müslüman. İnanma ihtiyacınız hep olacak ve birileri de sizi kullanmak için ihtiyacınızdan muhakkak faydalanacak. Bence inanırken de, yaşarken de düşünün. Olana bitene dört göz, on iki kulak bakın, dünya düzenini her şeyiyle hissedin. Dini kitabından öğrenin, ulema geçinenlerden değil. Bazen öğrenciler dini konularda bana danışmaya kalkarlar, ben de OKU'yun derim. Bir öğrencime yine bu aklı vermiştim. "Nasıl Kur'an-ı Kerim'i okuyor musun?" dedim. Küskün bir suratla "okumayacağım" dedi. İnancı zayıflıyormuş ve inanmaya ihtiyacı varmış, o yüzden okumayacakmış. Buyrun bakalım...&lt;br /&gt;Canlı bombaları düşünün. Bu kişiler Kuran-ı Kerim’i nasıl okudular acaba? Anladıkları dilden mi, yoksa uyutulmaları kolay olan Arapça’dan mı, yoksa okumadılar mı? İlk emir OKU değil miydi?&lt;br /&gt;İnancını kaybetmekten mi korkuyorsun? Ne bu safsata, benim dinim bu muymuş demekten mi korkuyorsun? Oku! İnancın güçlüyse korkma, oku. Bunca ulema, tarikat nasıl türedi? Nasıl okumaktır bu? Oku! Ben inançsızken okuyorsam ve sen inançlı olduğunu iddia ederken okumuyorsan? Bu nasıl inanmaktır? Kur'an-ı Kerim'i hiç okudun mu? Oku!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-3033048230166386629?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/3033048230166386629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/3033048230166386629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/01/insan-akl.html' title='İnsan Aklı'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-6739749409401429610</id><published>2008-01-22T20:29:00.000+02:00</published><updated>2008-01-22T20:31:19.013+02:00</updated><title type='text'>Neden Çok Sesli Müzik?</title><content type='html'>Bizler düşünebilen varlıklarız. Bunu yapan organımızsa, malûm beynimiz. En önemli organımızı boynumuzun üstünde taşırız da, nasıl işlediğini hiç merak etmeyiz. Öyle ya işini görsün yeter. Oysa ne vefalı organdır. Asla yorulmaz, yorulamaz, çünkü 24 saat, 365 gün ve bir ömür çalışmazsa bizim yaşamamız mümkün değildir. Bazan yavaşlar, ama asla durmaz.&lt;br /&gt;     Hepimiz biliriz; beynimiz kıvrımlardan ve iki yarı küreden meydana gelir. Beynimizi kullandığımız oranda kıvrım sayısı, bölgenin kullanılma sıklığına göre de kıvrımların derinliği artar. Gene çoğu kişi bilir ki yarı kürelerden biri sözel, diğeri sayısal hafızaya aittir. Müzik dinlerken ise iki beyin yarı kürenize de uyarımlar gönderirsiniz. Müzik (çok sesli müzik) beyninizin iki yarısını da kullanmanızı sağlar.&lt;br /&gt;     Bunlara ek olarak bir kulağınız ince sesleri daha iyi duyarken diğeri kalın sesleri daha iyi duyar. Bir kulağınız kalıcı hafızanıza, diğer kulağınız geçici hafızanıza hitap eder.&lt;br /&gt;     Düşünsenize insan ve bir kaç canlı çeşidi daha renkli görebilir, renkleri ayırt edebilir. İnsan kulağı da sesin renklerini ayırma yetisine sahiptir. İncelik-kalınlık, uzunluk-kısalık, yükseklik-alçaklık, notaların sıralanışındaki ince nüansları, ek olarak aynı anda basılan birden fazla sesi (çok sesliliği) algılayabilir. Korolu bir eser dinlediğinizi varsayalım. Orkestrada yaylılar (keman, viyola, viyolonsel, kontrbas vs.), vurmalılar (ksilefon, metalofon, timpani vs.), üflemeliler( obua, flüt, korno, tuba vs.) olsun. Koro zaten malum asgarisi 4 sesli desek; sopranolar, alto, tenor, bas, sololar da varsa, düşünün artık. Beynimiz bu sesleri tek tek algılama yetisine sahiptir, isterse tek bir enstrümanın melodisini takip edebilir, ya da birden fazla enstrümanın melodisini algılayabilir ve tüm koro, solo ve orkestranın melodisini takip edebilir. Müziği böyle dinlediğiniz zamansa beyninizin algılama yetilerini geliştirmiş olursunuz. Beyninizin algısı artar, iki yarı küreyi de çalıştırmış olursunuz. Bu gelişmeyi göstermek bir yana bir de işin içine nota da dahil enstrüman çalma gibi bir kabiliyeti de eklerseniz beyninizin matematik yarısına uyarımlar göndermeye başlarsınız.&lt;br /&gt;    Beynimiz... Bu çok önemli. Bir anneyseniz, ya da babaysanız çocuğunuzun hayata önde başlamasını istemez misiniz? Bir kişi yabancı dil ile ciddi fark atar yaşıtlarına. Bilgisayar gibi bir alet de öne geçme sebebi. Müzik zevki ve kültürüyle de bir fark atacaktır, ama atacağı gerçek farkı bilmiyorsanız iyidir bu ölçütler. Sözgelimi piano çalabilmek nasıl bir fark yaratacaktır biliyor musunuz? İnsan beyni için notalar, sesler birer sembol dildir. Bu dili algılamak yeni bir dili algılamak gibidir. Soyut bilgi müzikte duyulan sesle, yapılan müzikle somuta dönüşür. Somutlaşan soyut bilgi, yeni soyut bilgilerin de somuta döndürülmesini kolaylaştırır. Bu şu demek; soyut bilgiyi somutlaştırmayı öğrenen beyin yeni bilgiye de artık hazırlıklıdır ve matematik ve fen dallarında da aynı hazır bulunuşlukta olacaktır. Başarının anahtarı budur. Çocuğunuzu hayata hazırlamak böyle olur. Çocuğunuza hayata dair pek çok şey vermek istiyorsunuz. Onun hayata yaşıtlarından önde başlamasını istemez misiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-6739749409401429610?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/6739749409401429610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/6739749409401429610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/01/neden-ok-sesli-mzik.html' title='Neden Çok Sesli Müzik?'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1042938233028161557.post-656940644153788480</id><published>2008-01-22T20:01:00.000+02:00</published><updated>2008-01-22T20:04:54.581+02:00</updated><title type='text'>Hem okudum, hem yazdım</title><content type='html'>Sevgili Çocuğum, sana bir sürü oranlardan, hesaplardan bahsediyorlar. Ben de bir şeyin hesabına bakmak istiyorum. Misal; Türkiye'de okur-yazarlık oranı nedir bilir misin? Aslında bilmen gerekmez, çünkü sen zaten okur-yazar olarak ifade edilen kesimdensin. Bu oran seni hiç mi hiiç alakadar etmez. Öyle ya belli ki bu yazıyı okuyabiliyorsun, o zaman %88 olarak belirtilen gruba da dahilsin, ama aslında o oranları yazanların belirtmediği şey şudur ki; aslında o okur-yazarlık demek değil, okuyabilirlik, yazabilirlik durumudur. En azından kişinin önündekini okuyabildiği ve anlayabildiği varsayılmaktadır. Bizim toplumumuz ne zaman okuyan bir toplum oldu ki okur-yazar olarak ifade edilsin. Türk milleti okumaz, yazmaz bir toplumdur, o kadar; bunu yazar, bunu söylerim.&lt;br /&gt;   Bizim toplumumuz okumayı sevmez. Okumaz, okudukları üzerine yorum yapamaz. Kitaplar gündelik hayatın bir parçası değildir. Hangi kadın altın gününe gidip de okuduğu kitabı yorumlar, yazarı hakkında tartışır? Ben mi asosyal olduğum için duymadım böyle bir şeyi acaba? Ben bu tip dialoglara öğretmenlerin birbirlerinin evlerinde yaptığı kurabiyeli, çaylı ev gezmelerinde de rastlamadım. Öğretmenleri okuyan kesim kabul etsek bile genel toplumsal davranış biçiminin dışına çıktıkları görülmez. Diyorum, Türk toplumunun kimliğine oturmamıştır bu tip bir davranış.&lt;br /&gt;   Ne acıdır ki çözüm gene de okuyan kesim tarafından şekillenecek, toplumu onlar düze çıkaracaktır. Toplumun okumaya, düşünmeye, yorumlamaya, anlamaya ihtiyacı vardır. Bu ülkeyi şekillendirecek beyinlere ihtiyaç vardır.&lt;br /&gt;   Yanlış anlaşılmasın kendimi de ayrı bir kesime tabi tutmuyorum, ama benim entellektüel tabir edilen arkadaşlarım vardır ve hakikaten bir araya geldiğimiz zaman konuşma konularımız oldukça üst seviyededir. Filmlerden de, kitaplardan da, politikadan da, dünyanın her halinden de konuşuruz. Öğretmen arkadaşlarımla öğrencilere dair durumlardan, yapabileceklerimizden bahsederiz. Kardeşimle operadan, sanattan bahsederiz. Bu ve benzeri örneklerden anlaşılacağı üzre ben şanslı biriyim. Sıradan konulardan konuşmaya benim de ihtiyacım var. Ben de havadan sudan konuşurum elbette, ama benim anlatmak istediğim bu tip konuların konuşulmasının gerekliliği. Bu tip konuları konuşabilen insanların toplum seviyesini üstlere çekeceği.&lt;br /&gt;   Bir ayakkabı tamircisindeyim, bekliyorum. Tamirci ve diğer müşteri dialog halindeler. Bir süre sonra konu enteresan bir hal almaya başladı. Konu politikaya döndü ve ben şaşkınlıkla bu tamircinin değme politikacıya ders verecek seviyede olduğuna tanık oldum. Ben de ders almalıyım bu müthiş hatipten. Hala o adamı büyük şaşkınlıkla hatırlarım.&lt;br /&gt;   Bir arkadaş edindim, her konudan konuşuyoruz, fikrini alıyorum, muhabbetine bayılıyorum. Sonra eğitim durumunu öğreniyorum, ilkokul mezunu bile değil.&lt;br /&gt;   Bir ara tiyatroyla ilişkim oldu. Bahsedeceğim kişi bazan dizi filmlerde de oynuyor. Mükemmel bir beyin diye düşünüyorum, dört dörtlük muhabbetler, gayet keyifli dialoglar. Eğitim durumunu öğreniyorum; ilkokul mezunu.&lt;br /&gt;  Kadın ODTÜ Kamu Yönetimi mezunu, eşi bizde alışkanlık olacağı üzre küçümseyeceğimiz şekilde, eğitim durumu kadından düşük; lise mezunu. Kadın; "onun eline su bile dökemem, öyle çok okur ki" diyor.&lt;br /&gt;   Bu tip kişiler girdi hayatıma, kendileriyle tanışmaktan zevk duyduğum fevkalade insanlar... Son söze gerek var mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1042938233028161557-656940644153788480?l=nicelika.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/656940644153788480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1042938233028161557/posts/default/656940644153788480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://nicelika.blogspot.com/2008/01/hem-okudum-hem-yazdm.html' title='Hem okudum, hem yazdım'/><author><name>Nilay Hoca</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08316390443474066390</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='23' height='32' src='http://1.bp.blogspot.com/_iVMoIugwYTc/SRq-Vps6SoI/AAAAAAAAABw/1-zBabYFE3c/S220/NHoca.jpg'/></author></entry></feed>
